23 Eylül 2009 Çarşamba

ALES, Hande Yener, Öksürük.

Günüme hakim olan, aslında birbirinden çok alakasız görünen ama bir Agatha Christie romanı edasıyla birbirine bağlanan 3 öğe.

Sıradan bir sabahtı... Uyandığımda içimde birşeyler ölmüştü. Ölmüştü derken, önceki geceden birtakım beyin hücre katliamlarına sebep olucak davranışlarda bulunmuştum. Gün boyunca katili aradık Hercule Poirot'la. (umarım ismi yanlış hatırlamıyorumdur.)

Önceleri, ALES'ten şüphelendik ve saat 3' e kadar zamanımızı ALES'e ayırdık. Onu anlamak gerçekten zordu. Bizi sürekli farklı farklı yerlere yönlendiriyordu, peşinden bu kadar koşturan başka bir şüpheli görmedim! Kendisini konuşturmak için baya para yedirmemiz gerekiyordu. 40 TL kadar, hatta sanırım bu ALES çok şey biliyormuş daa herkesten 40 TL alarak geçimini sağlıyormuş. Böylelerinden korkulur valla.

ALES'e para yetiştireceğiz derken kendimizi birden Real'de saçma sapan alışveriş yaparken bulduk. Hercule kendisine defter, sakız, kalem felan aldı. Bense defter, Hande Yener'in son albümü ve silgi aldım. Sonra ALES'in ifadesini aldık. Ve Hercule beni öldürenin o olmadığına ikna oldu. Kötü huyluydu evet, ama masumdu.

Derken, akşama doğru "öksürük" aklımıza düştü. Sabahtan beri vardı aslında ama nedense hiç şüpheli görünmemişti. Bundan sonrasını yalnız halletmem gerektiğini düşündüm ve Hercule'den ayrıldım. Bir süre Öksürük'le başbaşa kaldık ve o kadar acıya rağmen yaşayabildiğimi farkettirdi bana. Demek ki beni öldüren Öksürük de değildi.

Peki kimdi öyleyse? Evet, şimdi hatırlıyorum. Sabah uyandığımda o beyin sarhoşluğunda ilk aklıma gelen Hande Yener'di, ve Öksürüğü sorguya çekmek için eve dönerken aslında beni arabada o öldürmüştü. Hem de kalbimden vurarak! Ahh Hercule Ahhh, ama sen aslında bunu başından beri biliyordun değil mi???

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder