15 Aralık 2009 Salı

Cheesecake

Zaman zaman insan nasıl iradesine uzun bir süre sahip çıkar, veya bu aynı insan nasıl olur da zaman zaman bir saniye olsun isteklerini bastıramaz, iradesi nasıl olur da yenik düşer?
Hayır konu basit bir cheesecake koması gibi göründü ilk başta ama hayatın her alanında bu böyle değil mi?
Günlerce çalıştığın ve bunu sorgulamadığın zamanlardan çıkıp gelen sen, nasıl olur da artık iki saat bir işin başında oturamazsın? Ya da bir daha asla bununla konuşmuycam dediğin ve o anda silip attığın insanlar hala silikken, onların milyon katını çektirenlere neden bir gün olsun bile kırılamazsın?
Hayır ben mi değiştim, devir mi değişti, yoksa aslında hiçbişey değişmedi de bunların hepsi bir ilüzyon mu, anlamadım.
Ama sonuç olarak, bugün cheesecake yedim, hem de bir tane öğlen, bir tane de akşam. Pişman mıyım? Çok.. ama bir daha yapar mıyım? net.

p.

13 Aralık 2009 Pazar

Laylolaylololaylolaylolay

Bugün çok acayip kafalar yaşıyorum, her telden çalıyorum.

Kütüphane de Dünyanın en sıkıcı işiyle uğraşırken (Guess what she did'in term paperı) Un Amor, dinliyorum, sonra dün geceyi düşünüp kızıyorum düşüncesiz insanlara, sonra dün geceyi bir daha düşünüp suratımda mal bir gülümsemeyle karşımdaki sütuna bakakalıyorum. Günlük Cycle'ım böyle. Sonra dışarı çıkıp bir sigara yakıyorum. Üşüyorum bir yandan, arkamı dönüp e'yle geyik yapıyorum, sonra tekrar term paper.

Ve gün böyle bitiyor, hala mesaj gelmemiş, hala term paper bitmemiş, hala kızgınlık bitmemiş, kalp atışları yavaşlamamış, Un Amor dinlemek son bulmamış, sigara paketi bitmemiş, havalar ısınmamış, geyikler tükenmemiş. Hep sayıyorum yerimde.

Bari bunlardan bir tanesi tersine dönse. Pehh..

p.

12 Aralık 2009 Cumartesi

bir sana bir de bana

Keşke şimdi bulutların üstünden bıraksam kendimi…

Böylesi daha kolay, daha umut verici, daha umarsız! Daha olmak isteyip de olamadığım gibi. Geçmişe dair düşüncelerden kurtarsın zaman beni. Çözülemeyenlerle nereye kadar çünkü ama aynı zamanda nereye kadar zamandan ummak medeti? Aşk çok kırılgan ve ben bir o kadar kırgın. Susamadıkça daha çok kırılmaya mahkum ve sustukça o kadar acıtan. Halbuki olmamış gibi devam etmek ne kadar kolay ve ne kadar da saçma kendini hep kandırmak.



e.

gerilim

Tüm sesli harfleri silmek suretiyle yıllık yazılarıma tecavüz ettim, maksat kimse kırılmasın sonuçta benim yıllık sayfam okunmasa da olur... Bu ne biçim bi zihniyet?

e.

1 Aralık 2009 Salı

penceremizi bile almışlar

Evet, ağladık bu akşam bolca, etrafımıza baktık, aradığımız o küçük pencere yoktu, kocaman balkon kapıları vardı, içeri güneş giriyordu, evin bir tarafı kış bir tarafı yaz değildi, hep sıcaktı, yerler düzdü, iniş çıkış yaşamıyordun her evde gezinişinde, odalar vardı, birinden çıkıp diğerine girme özgürlüğü tanıyan.. Ama eksikti... Hem de o kadar eksikti ki..

Almışlar herşeyimizi, sehpamızdaki okey taşlarını, yerlerdeki topuk deliklerimizi, ocaktaki yağ lekelerimizi, sofadaki miskinliğimizi, ağalyışlarımızı, kahkalarımızı, sessizliğimizi, en kötüsü.. penceremizi bile almışlar.... Penceremiz özlemiştir bizi, almışlar ama onu..

p.

Halbuki sehpa bize kendi gelmişti

Bir daha asla geri dönemeyeceğin bir zamanı, bir yeri ve bir evi özlemek çok zor! Öyle zor ki, hiç ummadığın bir anda ummadığın bir yerden gelip de karşına dikilince hatıralar, nasıl da onları unutmamış olduğuna şaşırıyor insan.

Mesela;
Ben bir gün keşke sehpamız olsa demiştim Pınar'a. Çünkü, güzel bir kahve sehpası çok yakışırdı mavi sofanın karşısına. E bide bıkmıştık kahve, çay bardaklarını yere koymaktan ve ani kalkışlarla yerdeki o fincanları dökmekten. Sonuç olarak ben istemiştim o sehpayı ama sadece istemiştim. Ertesi gün uyanıp da evin kapısını açınca ne görelim? Sehpa! Orada, öylece, nereden geldiği bilinmez (ki nereden geldiğini de asla sorgulamayarak) duruyordu. Sonuçta o sehpa bize gelmişti. Ben istemiştim. O da gelmişti.

Şimdi sehpa başkalarının sehpası tabiki de. Ama onlar o sehpa hep oradaydı zannediyorlar. Halbuki değildi, ve o ev hep orada öylece boş değildi. Bir zamanlar başka insanların, başka kahkahaları ve hüzünleriydi orası.
Meğer eşyalar ne kadar da anlamlıymış.

Şimdi bir yabancı gibi o eve ve o eşyalara bakmak ne de garip...

e.