Kışı özlemişim. Daha ciddi, daha somurtkan, daha sokulganız kışın. Belki herşey daha gri ama ben zaten griyi de çok severim. Sahlep'i de... Kalın kazakları da... Çok üşüdükten sonra, burnun falan da donmuş ve kızarmışsa hele bide, sıcacık bir mekana girmek hissi mükemmeldir tıpkı 8:40'da b binası otoparkında park yeri bulmak gibidir. Sokak lambası altında kar taneleridir.
e.
31 Ekim 2009 Cumartesi
30 Ekim 2009 Cuma
Zor Zamanlar...
Ben sevmiyorum, inkar etmeleri de kaçmaları da. Hep üstüne gidenlerdenim ben, yüzleşenlerdenim. Ya da sanırım, sadece öyle olmak isteyenlerdenim, sadece isteyenlerden, çabalayanlardan bile değil.
Sanırım şu an yüz ifademe, el hareketlerime, en eğlenceli dakikalarıma bile, kısacası herşeyime yakışan tek melodi var, tek beste..
Gökyüzü ağlıyor, rahatlıyor, bense onu bile kıskanıyorum. Nasıl rahatlayacağımı bilemiyorum.
Ağlatın beni... En azından yaşadığımı, şu an yaşadığımı bileyim, hissedeyim.. Bir tarih için, gelecekten herhangi bir gün için değil, tam şu an için, bugün incitin beni. Eğer bugün incitmezseniz beni, ben yarın için kendimi her gün inciteceğim.
Oyalayın beni. Zihnimi... Adagio, Albinoni.
p.
Sanırım şu an yüz ifademe, el hareketlerime, en eğlenceli dakikalarıma bile, kısacası herşeyime yakışan tek melodi var, tek beste..
Gökyüzü ağlıyor, rahatlıyor, bense onu bile kıskanıyorum. Nasıl rahatlayacağımı bilemiyorum.
Ağlatın beni... En azından yaşadığımı, şu an yaşadığımı bileyim, hissedeyim.. Bir tarih için, gelecekten herhangi bir gün için değil, tam şu an için, bugün incitin beni. Eğer bugün incitmezseniz beni, ben yarın için kendimi her gün inciteceğim.
Oyalayın beni. Zihnimi... Adagio, Albinoni.
p.
29 Ekim 2009 Perşembe
psychic
Bir anda kendimi bilgisayar başında uzun zamandır ertelenmiş işleri araştırırken buldum. Henüz kaçırmadığımı öğrendiğim fırsatlarla mutlu olup uzun zamandır olmadık bi şekilde heyecanlandım; tembelliğimi biraz sıyırdım. Sonra açtım blogu,başka bir yazı yazacaktım, tanıdık hislerle dolu bir yazı gördüm. Hani aynı akşam aynı saatlerde aynı can sıkıntılarını yaşamışız tıpkı penceresiz çatı katında olduğu gibi...
e.
e.
İnkar
Yapman gereken milyonlarca iş varken sadece gezmeyi düşünürsün ya, enteresan bir kaçış planıdır bu beyinin.
Benim beynim de ufak hesaplarda, neler yapsam diye düşünüyor, halbuki bu soruya vereceği en az on cevabı var, ama hiçbirini beğenmiyor, onbirinciyi bulmak için çabalıyor.
Umarım bu onbirinciyi beğenirim.
p.
Benim beynim de ufak hesaplarda, neler yapsam diye düşünüyor, halbuki bu soruya vereceği en az on cevabı var, ama hiçbirini beğenmiyor, onbirinciyi bulmak için çabalıyor.
Umarım bu onbirinciyi beğenirim.
p.
24 Ekim 2009 Cumartesi
Yolcu
24 Ekim saat 01.15
Yarın Kars'a bir yolcu gidiyor. Gidiyor ve gelmiyor. O yolcu hep öyle yapar çünkü. Gider ve gelmez. Sanıyor ki arkasında bırakmaz asla kimseyi. Ama sandığı gibi hep haklı çıkmaz o yolcu.
Hak eder mi hak etmez mi bilinmez ama, yıllar önce gidip de geri gelmediği bir yerlerde onu çok seven bir kız vardı. O kadar büyük bir sevgiydi ki, aradan koskoca iki yıl geçse de bazen kızı sarsar, hüzünlere boğardı. Tıpkı bu gece olduğu gibi. Ama şimdi bu yolcuyu seven tek kız o değil. Zaten yolcu da o kızı sevmiyor artık, epey oldu.
Yarın Kars'a bir yolcu gidiyor. Gidip de gelmiyor. Hep öyle yapar çünkü. Gider... Gelmez...
İyi yolculuklar Yolcu...
p.
Yarın Kars'a bir yolcu gidiyor. Gidiyor ve gelmiyor. O yolcu hep öyle yapar çünkü. Gider ve gelmez. Sanıyor ki arkasında bırakmaz asla kimseyi. Ama sandığı gibi hep haklı çıkmaz o yolcu.
Hak eder mi hak etmez mi bilinmez ama, yıllar önce gidip de geri gelmediği bir yerlerde onu çok seven bir kız vardı. O kadar büyük bir sevgiydi ki, aradan koskoca iki yıl geçse de bazen kızı sarsar, hüzünlere boğardı. Tıpkı bu gece olduğu gibi. Ama şimdi bu yolcuyu seven tek kız o değil. Zaten yolcu da o kızı sevmiyor artık, epey oldu.
Yarın Kars'a bir yolcu gidiyor. Gidip de gelmiyor. Hep öyle yapar çünkü. Gider... Gelmez...
İyi yolculuklar Yolcu...
p.
20 Ekim 2009 Salı
popülist
kendimi derse verdiğimden olsa gerek, yeni yeni icatlar yaratıyorum kendime... Stajdan beri ilk defa gazete okumaya geri döndüm mesela. Tüm dünyadaki deli saçma bütün olayları ve güzide ülkemin ibret görüntülerini saniye saniye takip etmek zorunda kaldığım bir staj sonrası (bkz. ntv'de staj) kendimi sadece Kelebek'e vermiştim oysa ki. İşte bu geri dönüş yaşadığım zaman içinde bulduğum her şeyi okuyorum ama okuduğumu, duyduğumu unutmak istiyorum. Bir yerlerde bir şeyler yanlış ama ben sadece gözümü kapamak istiyorum. Çünkü düzeltemiyorum. Düzeltemiyorsun. Düzeltemiyoruz. Ölüler doluyor dört bir yanımız;ama biz çokça yaşıyoruz. Bildiğim ve inandığım ne varsa sorguluyorum içim içimi yedikçe ama bu düşüncelerle geçmiyorum günüm tıpkı hepimiz gibi ve ben hiçbir şey olmamış gibi devam ediyorum. Kim bilir belki de bu ülkede en az reying toplayan ana haber bültenleri, tirajı en yüksek gazete ise posta (bkz. arka sayfa güzeli)...
not: popülistlikten de pek az hazederim ama bu aralar ben de nasibimi alıyorum.
e.
not: popülistlikten de pek az hazederim ama bu aralar ben de nasibimi alıyorum.
e.
19 Ekim 2009 Pazartesi
özeleştiri
lawik*
Bugün televizyonda çocuklar vardı: Mahsur köyü çocukları. Türkçe bilmeyen, bilse bile konuşmayan ama tüm bunların nedenlerini ve onlara dönen kameraları-bence- anlamayan kocaman gözlü çocuklardı. Büyük ihtimalle hayatlarımız boyunca hiçbir zaman aynı şeylere inanmayacağımız bireyler olarak büyüyecek çocuklardı. Ama onlar çocuklardı...
* küçük erkek çocuğu
* küçük erkek çocuğu
Gel-git
Biri var; hem çok yakınımda, hem çok uzağımda..
Beni bir o anlar gibi ama en çok ona kendimi anlatamıyormuşum gibi...
Ellerini sımsıkı tutsam da kayıp gitmesinden korktuğum biri...
Beni bir o anlar gibi ama en çok ona kendimi anlatamıyormuşum gibi...
Ellerini sımsıkı tutsam da kayıp gitmesinden korktuğum biri...
Anlamak Birşeylerden
Şu hayatta anlamadığım çok şey var evet, ama anladıklarımdan bahsetmek isterim bugün, en azından anladığıma inandıklarımdan.
Örneğin, "özlemek" çok iyi anladıklarımdandır. Birini özlemek, bir şehri özlemek, bir kokuyu özlemek, bir "şerefe kardeşim"i özlemek.. Anlıyorum bunları.
Endişeyi çok iyi anlarım sonra. Kaçmak için her türlü şeyi yapabileceğin düşüncelerin gelip seni esir etmesini, karanlık bir yolun başına endişe tohumları serpmesini iyi bilirim. Anlarım sıradan birinin umursamaz sorusunun içinde yarattığı boşluğu, korkuyu, "endişe"yi. Belki de kendime sormam gereken, ama dilimin varmadığı sorular vardır. Bunu da anlarım.
"Kaybolmak"tan baya anlarım sonra. Bir şarkının "brown eyes, your pulse is gettin' quicker.." sözlerinde kendimi kaybeder, yakından asla göremediğim ve belki de asla göremeyeceğim o kahverengi gözleri düşünürüm.
Bu aralar iyi anlıyorum bunlardan. Daha çok vardır, düşünüp bulmak lazım ama onlar konusunda bu kadar iddiam yok, maalesef..
p.
Örneğin, "özlemek" çok iyi anladıklarımdandır. Birini özlemek, bir şehri özlemek, bir kokuyu özlemek, bir "şerefe kardeşim"i özlemek.. Anlıyorum bunları.
Endişeyi çok iyi anlarım sonra. Kaçmak için her türlü şeyi yapabileceğin düşüncelerin gelip seni esir etmesini, karanlık bir yolun başına endişe tohumları serpmesini iyi bilirim. Anlarım sıradan birinin umursamaz sorusunun içinde yarattığı boşluğu, korkuyu, "endişe"yi. Belki de kendime sormam gereken, ama dilimin varmadığı sorular vardır. Bunu da anlarım.
"Kaybolmak"tan baya anlarım sonra. Bir şarkının "brown eyes, your pulse is gettin' quicker.." sözlerinde kendimi kaybeder, yakından asla göremediğim ve belki de asla göremeyeceğim o kahverengi gözleri düşünürüm.
Bu aralar iyi anlıyorum bunlardan. Daha çok vardır, düşünüp bulmak lazım ama onlar konusunda bu kadar iddiam yok, maalesef..
p.
17 Ekim 2009 Cumartesi
İstiyorum
Gezmek istiyorum,evet. Türkiye'min her yerini gezmek istiyorum. Ama öncesinden hazırlıklı gezmek istiyorum. Karadeniz'e gidiyorsam, türküleriyle, Ege'ye gidiyorsam şivesiyle, Doğu'ya gidiyorsam Puşi'siyle gitmek istiyorum.
Gezmek istiyorum, aslında gezmek değil, kaybolmak, ama sokaklarda değil sadece, türkülerde, yemeklerde, deyimlerde, hikayelerde, efsanlerde, uçurumlarda, dağlarda...
Sanki ben, ben değilmişim gibi..
Gezmek istiyorum, aslında gezmek değil, kaybolmak, ama sokaklarda değil sadece, türkülerde, yemeklerde, deyimlerde, hikayelerde, efsanlerde, uçurumlarda, dağlarda...
Sanki ben, ben değilmişim gibi..
Ölümüne Yancılık
Dün yine enteresan olaylarda, enteresan insanlarlaydık. Haftabaşında Facebook'tan özel bir davetiye geldi, bir doğumgünü için. Doğumgünü olan insan aslında çok yakın arkadaşımız değil, hatta arkadaşımızın arkadaşı sıfatına sahip, ama neden bilinmez birden gaza geldik ve delicesine gitmek istedik, hatta güzel güzel giyinme sözü verdik.
Bunlarla da yetinmeyip, ortamla baya alakasız iki kız arkadaşımıza da aynı gazı verip onları da oraya getirttik. Ha tamam, buraya kadar herşey normal, güzel güzel giyinmiş topuklu ayakkabılı dört kız, pek ortamda tanınmıyor olsalarda yanlarından hep birileri var, doğumgünü çocuğuyla da muhabbet ediyorlar, herşey yolunda. Gibi.. Sonra dikkatimi bir ara bulunduğumuz bar ve bara gelmiş insanlar çekti. Sonra farkettim ki bazen bakışlar bizim üzerimize takılıyor, çünkü aslında oldukça kokoş görünüyoruz. Meğersem gideceğimiz yer, rock müzik yapılan, uzun saçlı insanların yüzde ellisini oluşturduğu bir mekanmış. İşte bunu anladığım an oldukça gerilmiştim. Ne olduysa o gerginlikten sonra oldu. Derken saat 12 olunca bizi ortama bağlayan bütün insanlar pat diye gidiverdi, zaten hepsi aynı arabaya doluşturlar, biri gitti , hepsi gitti. Ben ve ortama benim zorumla gelmiş alakasız iki topuklu arkadaşım kimseyi tanımayarak kaldık.
Sağolsun doğumgünü çocuğu bizimle durdu baya, ama sonuçta onun da işleri var, o da gergindi. Derken sosyalleşsek mi acaba dedik. Gerçi sosyalleşmek için fazla artist görünüyorduk ama yine de şansımızı denemek istedik. Özellikle de 3 Numaralı arkadaş. evet 1,2,3 olsun. ben 1 oliim 2 esmer olan olsun 3 de sarışın olan.
Tam yanımızda dikilen bir grup insa sigaralarını yakmak için ateş derdine düşmüşken, 3 numaralı arkadaşım sempatik bir şekilde, kaynaşma olsun belki gülerler felan diye, bir yandan koşup (ki o mesafede gereksizdi) bir yandan da "n'oluuur burdan yakın" diye bir çığlık attı. Tam o sırada da ayağı takıldı ve tökezledi. Tüm bu olanlar da karşı tarafa hiç sempatik gelmedi, "noluyo lan, kim bu?" ifadesiyle beş tane insanın ortasında kalakaldı 3 numara. .. ve sessizce geri çekildi...
Daha fazla orda kalamazdık. Sonra kendimizi rahatlattık topukluyuz, havalıyız diye bizi aralarına almadılar diye.
Pek rahatlamadım ama...
Bunlarla da yetinmeyip, ortamla baya alakasız iki kız arkadaşımıza da aynı gazı verip onları da oraya getirttik. Ha tamam, buraya kadar herşey normal, güzel güzel giyinmiş topuklu ayakkabılı dört kız, pek ortamda tanınmıyor olsalarda yanlarından hep birileri var, doğumgünü çocuğuyla da muhabbet ediyorlar, herşey yolunda. Gibi.. Sonra dikkatimi bir ara bulunduğumuz bar ve bara gelmiş insanlar çekti. Sonra farkettim ki bazen bakışlar bizim üzerimize takılıyor, çünkü aslında oldukça kokoş görünüyoruz. Meğersem gideceğimiz yer, rock müzik yapılan, uzun saçlı insanların yüzde ellisini oluşturduğu bir mekanmış. İşte bunu anladığım an oldukça gerilmiştim. Ne olduysa o gerginlikten sonra oldu. Derken saat 12 olunca bizi ortama bağlayan bütün insanlar pat diye gidiverdi, zaten hepsi aynı arabaya doluşturlar, biri gitti , hepsi gitti. Ben ve ortama benim zorumla gelmiş alakasız iki topuklu arkadaşım kimseyi tanımayarak kaldık.
Sağolsun doğumgünü çocuğu bizimle durdu baya, ama sonuçta onun da işleri var, o da gergindi. Derken sosyalleşsek mi acaba dedik. Gerçi sosyalleşmek için fazla artist görünüyorduk ama yine de şansımızı denemek istedik. Özellikle de 3 Numaralı arkadaş. evet 1,2,3 olsun. ben 1 oliim 2 esmer olan olsun 3 de sarışın olan.
Tam yanımızda dikilen bir grup insa sigaralarını yakmak için ateş derdine düşmüşken, 3 numaralı arkadaşım sempatik bir şekilde, kaynaşma olsun belki gülerler felan diye, bir yandan koşup (ki o mesafede gereksizdi) bir yandan da "n'oluuur burdan yakın" diye bir çığlık attı. Tam o sırada da ayağı takıldı ve tökezledi. Tüm bu olanlar da karşı tarafa hiç sempatik gelmedi, "noluyo lan, kim bu?" ifadesiyle beş tane insanın ortasında kalakaldı 3 numara. .. ve sessizce geri çekildi...
Daha fazla orda kalamazdık. Sonra kendimizi rahatlattık topukluyuz, havalıyız diye bizi aralarına almadılar diye.
Pek rahatlamadım ama...
10 Ekim 2009 Cumartesi
Eziğim
Artık kimse bizde kalmak istemiyor. Üstat hariç tabikiii. Anlamadım, dün gece çok düşündüm, acaba evimiz mi kokuyor, acaba aslında o kadar sevilmiyorum da insanlar geriliyor mu benden falan diye. Çıkamadım işin içinden. Hayır yani kokuyosa evimiz falan, ya da ne bileyim ailemizin yapısı geriyorsa söyleyin de bileyim ayol, mal gibi ısrar ediyorum bir de, sanırım tekrar bazı tekliflerde bulunmadan önce evimi bi köşe bucak temizlemem lazım.
Gerçi düşündüm de, sanırım ben uzun zamandır aime'de kalmadım, evet evet kalmadım, o zaman kanka bekle beni! Üstat sen de bekle, bi de A. sen de kalayım mı :D Dur ben evi temizlemeye başliim o zaman.
Gerçi düşündüm de, sanırım ben uzun zamandır aime'de kalmadım, evet evet kalmadım, o zaman kanka bekle beni! Üstat sen de bekle, bi de A. sen de kalayım mı :D Dur ben evi temizlemeye başliim o zaman.
7 Ekim 2009 Çarşamba
Zaman bişey Öğütlememeli
Bazen gerçekten psikopat bir yapım olduğunu düşünüyorum. 10 ay önce, hayatıma yine bir şarkıyla giren bir adam, bana zamanın gücü oldğunu falan düşündürüyordu. Ha tamam 10 ay önce inandın buna da, hayır o kadar ZAMAN geçmiş, ne güç kalmış, ne şarkı, ne de adam, hala neyi düşünüyorsun anlamıyorum ki.
Hala niye bakman gereken yer karşındaki arkadaşının gözleriyken sağa sola histerik histerik bakıyorsun, niye İktisat'a park edeceğin aşikarken bütün park yerlerini gezip de gidiyorsun? Birinin Trabzon'lu olması sana neden heyecan veriyor? (A. bu lafım sana :D)
Zaman, bana beklemeyi öğütledi, bekledim, hatta sanırım hala bekliyorum, kalkıp geçer mi karşıma... bilemiyorum.
Hala niye bakman gereken yer karşındaki arkadaşının gözleriyken sağa sola histerik histerik bakıyorsun, niye İktisat'a park edeceğin aşikarken bütün park yerlerini gezip de gidiyorsun? Birinin Trabzon'lu olması sana neden heyecan veriyor? (A. bu lafım sana :D)
Zaman, bana beklemeyi öğütledi, bekledim, hatta sanırım hala bekliyorum, kalkıp geçer mi karşıma... bilemiyorum.
4 Ekim 2009 Pazar
Bu yalnızca sitem?!?
Etme sitem! Çünkü sitemler uzaklaştırıyor biliyor musun? Bizi birbirimizden ve geçmiş yaşanmışlıklarımızdan uzaklaştırıyor. Çünkü bu sitemler küçüklüğümüzün tripleri gibi değil ki... Evet haklısın, arayamamışım, buluşamamışız, olmamış belki daha büyük bir kabahat işlemişim bilmiyorum belki de sen kendi kendine bana küserken ben farkında bile olmamışım diyorum ya haklısın. Ama işte ben kendi hatamı ya da her neyse bilip telafi etmek isterken sen kabus gibi üzerime gelirsen... Yada her bir şekilde, her ortamda imalı laflar edersen olmaz ki... Ben de kendimce nedenlerle kendimce hatalar yapabilirim ve açıkçası karşımda beni kucaklayan dostlar bekliyorum belli bir yaştan sonra. Çünkü birbirimizi gerçekten tanıyor isek sevgimiz daimdir ve muhabbetlerimiz aynı güzelliğindedir ne kadar zaman geçerse geçsin ve sen beni utandırmazsın geçmiş günlerin kalp kırıklıkları için. Şimdi bakıyorum da sanırım belli bir yaşdan sonra etrafımızda daha damıtılmış insanlar olmasının nedeni bu galiba. Birbirimize kalabilmek için dostum, sonsuz sevgi ve hoşgörü içinde olmalıyız bence, dırdırlanmak için sence de fazla büyük değil miyiz? Unuttuk dediğimiz şeyleri unutmadıysak yalancı olmaz mıyız?
Bir kişi değildi bu yazıyı yazdığım. Bir kaç hatta bir çok belki de. Kendimi sorguladığım çok oldu inan. Ama hiçbirinize yaranamıyorsam eğer hala neden üzülmeliyiz ki bu kadar çünkü bu arakadaşlıklar ikimizin de elinden kayıp gidiyor ve sen bunun farkında değilsen ben ne kadar özürdilesem ya da ne kadar üzülsem de, inan boşuna!!!
Bir kişi değildi bu yazıyı yazdığım. Bir kaç hatta bir çok belki de. Kendimi sorguladığım çok oldu inan. Ama hiçbirinize yaranamıyorsam eğer hala neden üzülmeliyiz ki bu kadar çünkü bu arakadaşlıklar ikimizin de elinden kayıp gidiyor ve sen bunun farkında değilsen ben ne kadar özürdilesem ya da ne kadar üzülsem de, inan boşuna!!!
mannekenpis
Bir zamanlar bir arkadaş (!) "sen belçika'yı özlemek nedir bilir misin?" demişti. O zaman bilemedim şimdi ne güzel demiş diye düşünüyorum.
3 Ekim 2009 Cumartesi
Temizlik
Büyük temizliğe giriştim bugün, aldım elime eldivenleri, süpürgeleri, evimin köşesinde bucağında kalan her şeyi temizledim, bazıları biraz dipteymiş zor ordan leke çıkarmak ama, oralara da dezenfektan filan sıkarsam zamanla yepyeni gibi olacak umarım.
Hayat benim evim, lekelerim de insanlar.
Hayat benim evim, lekelerim de insanlar.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)
