10 Şubat 2010 Çarşamba

Hola!

Bugün minnetkar uyandım.Gene cok da farklı olmadıgını dusundugun bır sabaha uyanıp, kilometrelerce öteden bir maille gözlerini açmak...20 maddelik bir listenin her basamağında daha da çok gülümsemek, aynı oranda özlemek, aynı anda hüzünlenmek...

Bazı insanlar haddinden fazla değerli.
Mesela Alicante sahillerinde elinde mojhito şişesi sarhoş yürüyen bir kız...

e.

4 Şubat 2010 Perşembe

Departure and Worry

O camın önünden uçağın pistten kalkışını izledim bugün hayatımda ilk defa. Evet, o filmlerdeki duygusal, garip, parlayan gözlü bakışlardan birini de ben attım bu sabah, enteresandı, filmlerde aslında gerçeklik payı varmış, fona koy bi tane damar klasik müzik, insanlar net ağlar.

Aynı bakışlar, geçen sene bugünlerde benim uçağım için atılmıştı, hatta bugün uçağa binen kız tarafından, dost uğurlamak neymiş bunu benden bir yıl önce anlamıştı o. Bugün de ben anladım.

Daha yoğun duygular yaşatır gitmek, daha fırtınalıdır, gözyaşı doludur, ama heyecan da vardır, bilinmeyenin getirdiği iç kıpırtıları hakimdir, asla durağan değildir.

Kalmaksa, en durağanıdır, melankoliktir, hayatın değişmez, heyecanlı bir hal almaz, sadece eksilir. Bakakalırsın, geldiğin yoldan geri dönersin, gitmekteyse aksine geri dönüp bakarsın, el sallarsın ve o daha önce gidilmemiş bilinmeyene adımını atarsın.

Hem giden oldum bu hayatta, hem kalan. Bakiyse ayrılık, seçeceksem birini, gitmek olurdu herhalde tercihim. Aynı devam eden, sadece eksilen ve azalan bir hayatı tercih etmek.. bana göre değil..

p.

22 Ocak 2010 Cuma

Neden şuursuzum?

Çünkü;

Lise öğretmeni olan annem, karnelerine dağıtmış, eve gelmiş. Kapıyı çaldı, gittim, açtım. Kendisi telefonla konuşuyor ama üstü başında bir gariplik var. Benim farklı bakışlarımı farkeden annem bir anda durup üstündeki monta baktı. "Aaaaaa bu kimin?" dedi. Gitmiş kendi siyah montu yerine kahverengi bir montu giymiş bi güzel eve kadar gelmiş.

Genetik böyle bişi...

e.

21 Ocak 2010 Perşembe

Hayırlı Teskereler Aslanım


Türk insanını tek bir çatı altında toplayan bir özelliği var burda değinmek istediğim.(Elbette bir çok özellik var, dil, kültür falan diye gidiyodu bunlar ilkokulda ezberlerdik ama ben özellikle gündemimde olan bir tanesine değinmek istiyorum)

GÜÇLÜ ORDU GÜÇLÜ TÜRKİYE! Ben de canımdan birinin yolunu gözledim, dualar ettim. İşte bahsettiğim ortak özellik de tam bu dediklerim: Askerlik Jargonu! Çok ilginçtir, hayatımda kullanmadığım kelimeleri çok kullanır, duymadığım tamlamaları "en çok duyduklarım" listesinde zirveye taşır oldum.

"Teyze benim abim de Askerde, şafak 61".
"Öyle mi evladııım, ay Allah anana babana sabır versin, hayırlı teskereler inşallah, ana kuzusuu.."
"Sağol Teyzecim."

"Pınar, şafak kaç?"
"Şafak Çankırı abi."
"ohoooo bişey kalmamış be hadi hayırlısı allah kavuştursun"
"Amiiiin."

"Pınaaar, abin gelmiş??"
"ay evet geldi walla sonunda, aldı teskeresini, vedalaştı tertipleriyle, geldi."
"ay hadi maaaşallah, gözünaydın."
"hehe."

gibi gibi..
Bu kalın puntolular hayatıma girdi gireli bambaşka bi insan oldum. Büyüme emareleri mi acaba bunlar??

p.

morning after dark


Böyle bir şarkı yapmış dahi müzisyen aranjörümüz Timbaland. İnsanda garip duygular uyandırıyor doğrusu, tıpkı diğer şarkıları gibi.
Diyorlar ki Timbaland insanların kalp atışlarını bir formüle dökerek yapıyormuş şarkılarını bu yüzden insanlar kıpırdamadan duramıyormuş, direnç kıran bir özelliği varmış. Hani beni geç, kapı gıcırdısına direnemeyen bir yapım var doğru, ama şu da bir gerçek ki, dünyanın en kalas, en metalci, en uyuz insanını bile harekete geçirir bu şarkılar. Onların da formüle dökülebilecek atan bir kalbi var sonuçta.. (alakasız damar)
Nasıl yapıyorlar bu şarkıları anlamıyorum, gerçekten, canlı performanslarını nasıl gerçekleştiriyorlar böylesine elektronik bazlı şarkıların filan, bu aralar bunları düşünür oldum evet, baya boş kafam.
Sevmiyorum diyemezsin, direnemezsin, oran buran oynamaya başları, en fenası Timbaland dansçısı oldğunu düşünüp triplere girer karizmatik olursun. Kalp bu, formülü var, atar sonuçta.

p.

9 Ocak 2010 Cumartesi

gene beceremedik.

Biz şuursuz bir ikili olduk iyice. Hani blog tutmak isteğe bağlı hobi türü eğlencelik birşeydir dimi, hoşumuza giden şeyleri yapmayı bırak artık zorunlu olduğumuz şeyleri yapamaz olduk. Hayat tembeli olduk da denebilir bir bakıma.
Bir sürü finale girdim, şuursuzca, uyku düzenini bırakarak, zaten "düzen" kelimesi tamaiyle anlamını yitirmiş durumda şu an hayatımda, uyku düzeni, çalışma düzeni, yeme düzeni, kendimle ilgilenme düzeni. Bunları bıraktık.
Herşeye rağmen hayata bağlılık gösteriyorum. Sanal alemde besleyip büyüttüğüm balıklarım ve bu balıklarımın birinin isim babası şu sıralar düzen namına hayatta taşıdığım tek şey.
Hep derim, bir gün, herşey yerine oturcak, aklımda olan şeyler gerçekleşicek ve ben mutlu olucam. Bu bir motivasyon belki de evet, ama aklımda olmayan kötülükte şeyler başıma gelirse ne yaparım bilmiyorum. Zaten düzeni bıraktık, hayatı bırakmamam lazım değil mi?
p.

15 Aralık 2009 Salı

Cheesecake

Zaman zaman insan nasıl iradesine uzun bir süre sahip çıkar, veya bu aynı insan nasıl olur da zaman zaman bir saniye olsun isteklerini bastıramaz, iradesi nasıl olur da yenik düşer?
Hayır konu basit bir cheesecake koması gibi göründü ilk başta ama hayatın her alanında bu böyle değil mi?
Günlerce çalıştığın ve bunu sorgulamadığın zamanlardan çıkıp gelen sen, nasıl olur da artık iki saat bir işin başında oturamazsın? Ya da bir daha asla bununla konuşmuycam dediğin ve o anda silip attığın insanlar hala silikken, onların milyon katını çektirenlere neden bir gün olsun bile kırılamazsın?
Hayır ben mi değiştim, devir mi değişti, yoksa aslında hiçbişey değişmedi de bunların hepsi bir ilüzyon mu, anlamadım.
Ama sonuç olarak, bugün cheesecake yedim, hem de bir tane öğlen, bir tane de akşam. Pişman mıyım? Çok.. ama bir daha yapar mıyım? net.

p.