12 Mayıs 2009 Salı

besame besame


Belçika'dayız diye kendimizi baskı altında hissediyoruz... Buraya gelirken herkes bize şu tarz emirlerde bulundu

-Abiii Belçika yaa, Avrupa'nın göbeği resmen, her yeri gezin tamam mı? her hafta gezin her yere gidin mutlaka

-ohaa be Belçika'da bi bok yok ama yeri çok güzel valla bütün Avrupa'yı bitirip gelirsiniz.. ne güzel..

Bu sözler geceleri rüyama girer oldu, bilinçaltımda, rüyalarımda içsesim gelip gelip "Pınaaar, ne kadar gezdiiin, öteki tarafa ne hesaplar vericeksiin, bak Brüksel'de uyuyosun bu gece deee, halbukii orda insanlar sana nereleri gezdin diyecekleeer" diyor... Yine böyle bir gecenin akabinde kan ter içinde uyanarak Esra'ya gittim, "çabuk kalk ucuz bilet bakıyoruz, gezicez" ve hani derler ya ilk uçakla geliyorum diye, biz de ilk ucuz biletle İspanya'ya gittik...

Madrid'le başladık gezmeye, çok farklı geldi o memleket bize, burdaki yancı Fas'lılar, "canabis canabis" diye yanına yaklaşan gece kadar kara Afrikalılar, "kız zilli, Türkçe konuşuyon da niye beni duymazdan geliyon" diye azarlayan gurbetçi Türk delikanlıları orada yoktu.. Rahat rahat gezdik, sangria'nın çaktırmadan sarhoş eden gücüyle cebelleştik, her gece sangriayla olan savaşımızı kaybettik, flamenko yapan daş ablaları izleyip hayatta bir hiç olduğumuza karar verdik...

Sonra Barcelona'ya geçtik... Ne yalan söyleyeyim Madrid bende daha sempatik bir hava bıraktı, daha bir Ankarasal olmasından kaynaklanabilir, bir Ankara aşığı olarak Madrid'de de yaşayabilme kapasitem olduğuna karar verdim, Barcelona bildiğin bizim Antalya.

Barcelona büyük dediler, yürüyerek gezerseniz çok vakit kaybedersiniz dediler, dinledik, turistik otobüslerin tepesinde kulağımızda kulaklık capon turistler gibi Gaudi'nin şekerleme tadındaki evlerinin fotoğraflarını çektik. Sonra Barcelona bize kazık attı, otobüsün tepesindeyken yağmur başladı, muavin kadın da bizi aşağı almadı doluymuş diye.. Götümüz donsa da ölümüne turistlik gururunu koruduk ve fotoğraf çekimlerimize devam ettik. Ama benim içim rahat etmedi inerken otobüsten muavin kadına çemkirdim, bağırdım, sağol abla zatürre ettin bizi dedim, o da rica ederim dedi ne desin.. İçimde patlamadı mı, patladı.

Son gün plajda kendimizi kaybetmemizle Barcelona kendini affettirdi, yüzümüzde "evet, artık Belçika'nın jeopolitik konumunun önemini kullanmak adına bir adım daha attık" gururuyla penceresiz çatı katımıza döndük.

Not: Sokaklarda "Besamee besamee" diye şarkı söyleyerek geziyorduk, tavsiyem, anlamını bilmediğimiz şarkı sözlerini öyle mal mal söylemicez, acımazlar..