1 Aralık 2009 Salı

Halbuki sehpa bize kendi gelmişti

Bir daha asla geri dönemeyeceğin bir zamanı, bir yeri ve bir evi özlemek çok zor! Öyle zor ki, hiç ummadığın bir anda ummadığın bir yerden gelip de karşına dikilince hatıralar, nasıl da onları unutmamış olduğuna şaşırıyor insan.

Mesela;
Ben bir gün keşke sehpamız olsa demiştim Pınar'a. Çünkü, güzel bir kahve sehpası çok yakışırdı mavi sofanın karşısına. E bide bıkmıştık kahve, çay bardaklarını yere koymaktan ve ani kalkışlarla yerdeki o fincanları dökmekten. Sonuç olarak ben istemiştim o sehpayı ama sadece istemiştim. Ertesi gün uyanıp da evin kapısını açınca ne görelim? Sehpa! Orada, öylece, nereden geldiği bilinmez (ki nereden geldiğini de asla sorgulamayarak) duruyordu. Sonuçta o sehpa bize gelmişti. Ben istemiştim. O da gelmişti.

Şimdi sehpa başkalarının sehpası tabiki de. Ama onlar o sehpa hep oradaydı zannediyorlar. Halbuki değildi, ve o ev hep orada öylece boş değildi. Bir zamanlar başka insanların, başka kahkahaları ve hüzünleriydi orası.
Meğer eşyalar ne kadar da anlamlıymış.

Şimdi bir yabancı gibi o eve ve o eşyalara bakmak ne de garip...

e.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder